“Türkiye’de 2 ile 4 milyon Hepatit B hastası var”

“Türkiye’de 2 ile 4 milyon Hepatit B hastası var”

Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği (KLİMİK) tarafından Samsun Anemon Otel’de “6. Ulusal Viral Hepatit Sempozyumu” düzenlendi.

Sempozyum öncesi konuşan Viral Hepatit Çalışma Grubu (VHÇG) Başkanı Prof.Dr. Sıla Akhan, “Kronik viral hepatitler çok önemli bir sağlık sorunudur. Bunların içersinde A’dan E’ye kadar viral etkenler oldukça önemli yer kaplıyorlar ama Hepatit B bizim için de ülkemiz için de çok önemli bir problemdir.

Hastalığın çok sinsi seyretmesi bunda önemli farklardan bir tanesini oluşturuyor. Yıllar içersinde kronikleşiyor, siroza, karaciğer kanserine yol açabiliyor. Aynı zamanda takip edilmez ise bunlardan kişi en son aşamada haberdar oluyor. En aşamaya kadar ne yazık ki hiçbir klinik bulgu vermiyor. O yüzden Hepatit B en azından aileden varsa ya da bir fırsat bulunduğunda mutlaka herkesin buna bakması gerekir. Bunun sebebi ülkemizde de Hepatit B’nin oldukça yaygın olması özellikle Doğu’ya ve Güneydoğu’ya doğru gittikçe prevelansın artmasından kaynaklanıyor. Yüzde 5 hatta bazı yerlerde yüzde 7 – 8’e kadar prevelans ulaşabiliyor. O yüzden bizim Doğu’da daha çok gördüğümüz anneden bebeğine bulaşıyor. Daha orta prevelans yerlerde cinsel temas dışı yakın temaslarla oluyor. Yılda yaklaşık 600 binin üzerinde sadece bu kronik Hepatit B’nin komplikasyonları nedeniyle ölüyor. Esas problemi de bilinmemesi. Aslında tedavisi olan bir hastalıktır. Bilindiği zaman son derece problemsiz ve sorunsuz geçebilecek veya takiplerle önceden anlayabileceğimiz bir hastalıktır” dedi.

Hepatit B’nin tedavisinin olduğunu belirten 6. Ulusal Viral Hepatit Sempozyumu Başkanı Prof. Dr. Reşit Mıstık, “Bugün başlayan sempozyumda Hepatit B’de zor olgular, tanısı ve tedavisi zor olan olguları tartışmaya başladık. Önce tanıda sorun olabiliyor. Tanıda bütün testleri klasik, standart olarak görmeyebiliyoruz. Bugün bu sapmaları tartıştık. Tedavi alan hastalardaki gelişen sorunlar tartışılacak. Tedavisi geç kalmış, tanı konamamış

siroza veya buna bağlı olarak gelişen karaciğer kanserine giden olguları tartışacağız. Sonuçta önce hastayı tanımak lazım. Hastalık sinsi seyreden bir hastalıktır. Hastalık eğer taranma olmazsa tanımakta zordur. Eğer ailede böyle bir hasta varsa, karaciğer kanseri, Hepatit B, çevrelerinde varsa, riskli herhangi bir girişim yapılmışsa, diyaliz hastalarının tümünün Hepatit B yönünden taranması ve varsa bir rahatsızlık bunun ilgili uzman hekim tarafından izlenmesi ve gerekirse tedavisinin bugün mümkün olabileceğini tekrarlamamız gerekir. Elimizde hem iğne hem de hap olarak alternatifler vardır. Bu 1991 yılında iğne ile başladı, 1998 yılında bu Türkiye’de aşı ile beraber yeni bir ilaç çıktı. Bunun dışında bugün elimize 4 tane daha ilaç eklendi. Bunlar bugün yoğun biçimde Türkiye’nin genelinde uzman hekimlerce kullanılmaktandır. Bu hastalığın bugün için bir aşısı var. Ülkemizdeki yoğunluk fazla. Doğudan batıya doğru gidildikçe azalıyor ama insanlarımızın neredeyse 3’te 1’in yarısı bu hastalıkla karşılaşmış ama bir kısmında da karaciğer kanseri ve siroza kadar giden kronik karaciğer hastalığının başlangıcı saptanabiliyor” diye konuştu.

“TÜRKİYE GENELİNDE 2 İLE 4 MİLYON KİŞİNİN HEPATİT B VİRÜSÜ TAŞIDIĞINI TAHMİN EDİLİYOR”

Türkiye genelinde 2 ile 4 milyon kişinin Hepatit B virüsü taşıdığını tahmin ettiklerini ifade eden Mıstık, “Çünkü değişkenlikler vardır. Kan döner çalışmaları bize bunu gösteriyor. Doğu Anadolu Bölgemizde oran daha fazladır. Kalabalık yaşam koşulları ve aileler olması bunu çok büyük etkiliyor. Çok çocuklu aile sayısı doğuda daha fazla, batıda daha azdır. Yaşam koşulları doğuda daha sıkı, batıda daha seyrek, 100 metrekarelik evde 10 kişinin yaşamasıyla, 100 metrekarelik evde 2 kişinin yaşaması arasında fark vardır. Çünkü sıkı temas da bu hastalığın bulaşması için önemli bir faktördür. Doğum sırasında anneden de bebeğe geçebiliyor. Bir korunma yapılamaz ise buda bir risktir. Sayı olarak söylemek mümkün değil. Ama tahmin edilebilecek 2 ile 4 bin arasındaki insanın bu virüsü taşıdığını söyleyebiliriz. Hastalığın korunması için bugün aşı var. Yeni doğanlara yapılınca 3 doz aşı ömür boyu korur diye kabul ediliyor. Riskli olan herkesin bu aşıyı yaptırmasını öneriyoruz. Bu hastalığın zor tarafı, sessiz seyirlidir. Eğer dikkat edilmezse ve fark edilmezse yavaş yavaş 20 ile 40 yıl bazen 20 ile 50 yıl içersinde karaciğer kanserine gider. Yeni doğan ise 20 – 30 yaşlarında ya da 40 yaşlarında genç bir insanın kanser ya da siroz olduğunu düşünün. Zaten hasta gruplarında genellikle kanser ya da sirozlar 40 ile 60 yaş arasındadır. Dolayısıyla 40 ile 60 yaş arasında kanser ve siroz olan hastaların yüzde 90’dan fazla erken çocukluk çağında aldığımızı söyleyebiliriz” şeklinde konuştu.

AĞIZ İÇİ’NDEN DE HEPATİT B BULAŞABİLİYOR

Hepatit B virüsünün bulaşma yöntemleri hakkında da bilgi veren Mıstık, şunları kaydetti: “Hastalığın bulaşma yöntemleri, sağlam deriden hiçbir mikroorganizma girmez. Deri bütünlüğü bozulmuşsa girer. Ağız içi veya cinsel yollarla girebilir. Anne taşıyorsa anneden bebeğe doğum sırasında bulaşır. Bunun da korunma yöntemleri vardır. Kalabalık aileler arasında da bulaşabilir. Sempozyumdaki amacımız, klasik bilinen yollarla herhangi bir şekilde muhtemel tanısı olabilecek hastalığın bu tanı dışında bazı testlerle tanı konamayacak durumdaki hastayı ortaya çıkarabilmektir. Tedavide gelişebilecek sorunları ilaç direnci başta olmak üzere bunu aşmaktır. O yüzden en doğru ilacı en iyi zamanda ve en iyi şekilde vermektir. Bu şekilde verdiğimiz tedavi ile siroz ve kansere gidişi önleyebiliriz. Kanser ya da siroz olan hastaları bugün ya ameliyatla ya da karaciğer değişimi ile sağlıklarına kavuşabildiğini belirtmek içindir.”

İHA

Bir cevap bırakın