Prostat kanseri teşhisinde sessiz devrim

Prostat kanseri teşhisinde sessiz devrim

Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi Radyoloji Kliniği Prostat Görüntülemesi Mükemmeliyet Merkezi Sorumlusu Turgut, yeni bir biyopsi tekniği sayesinde prostat kanserinin kolaylıkla saptanabildiğini söyledi. Amerika’da birkaç yıl önce geliştirilen ve prostat kanseri tanı ve tedavisinde devrim yaratan üç boyutlu yarı robotik füzyon biyopsi cihazını Türkiye’de ilk kez hasta hizmetine sunduklarını anlatan Turgut, her 6 erkekten birinin yaşamı boyunca prostat kanserine yakalanacağını vurguladı. Tüm dünyada yılda yaklaşık 900 bin kişiye ‘prostat kanseri’ tanısı konulurken, her yıl 258 bin kişinin bu nedenle hayatını kaybettiğini söyledi. “GEÇ TANI, ERKEN ÖLÜM”

Erken tanı yöntemleri yaygın değilken birçok erkeğin ilerlemiş kanser tanısının ardından birkaç yıl içinde öldüğüne dikkat çeken Turgut, “Oysa günümüzde prostat kanseri erken evrede yakalandığında ve doğru tedavi uygulandığında başarı oranı yüzde 90’lara yükselmektedir. Yapılan araştırmalar tarama yoluyla prostat kanserinden ölüm oranının yüzde 30 oranında azaldığını göstermiştir. Beklendiği üzere hastalığın erken teşhis edilmesi halinde tedavi başarısı artacaktır. Tanı anında kanser sadece prostatla sınırlı ise hastanın tamamen iyileşme şansı çok yüksektir” dedi.

 

“HİÇ YAKINMANIZ YOKSA BİLE BAŞVURUN” Hastalığın prostatın içinde sınırlıyken yani hiçbir klinik belirtisi yokken tespit edilmesinin tamamen iyileşme için önemli olduğunu vurgulayan Turgut, hiçbir yakınması olmasa bile erkeklere 50 yaşından itibaren yılda bir kez prostat kanseri taraması için hekime başvurmaları çağrısı yaptı.  AKCİĞER KANSERİNDEN SONRA İKİNCİ SIRADA Türkiye’de prostat kanserinde belirgin artış olduğunu, prostat kanserinin erkeklerde akciğer kanserinden sonra ikinci sıraya yerleştiğini söyleyen Turgut, sözlerini şöyle sürdürdü: “Prostat kanseri için dünya ortalaması yüzbinde 28 ve Avrupa ortalaması yüzbinde 60’larda iken; Türkiye ortalaması yüzbinde 37’dir. Bu bağlamda her yıl yaklaşık 14 bin yeni vaka görülmektedir. Burada önemli bir sorun Batı ülkelerinden kısmen farklı olarak erken tanı oranının Türkiye’de düşük olmasıdır. Maalesef toplumun geneli herhangi bir yakınması olmaması durumunda kontrol amacıyla doktora başvurmamaktadır.” KANSER TARAMASI NASIL YAPILIYOR? Dr.Turgut, prostat kanseri taramasının nasıl yapıldığını ve yeni yöntemin özelliklerini ise şöyle anlattı: “Prostat kanseri taraması için iki temel yöntem bulunuyor. Bunlar, parmakla prostat muayenesi ve kanda PSA denilen bir maddenin ölçümü olup kan PSA düzeyinin artışı durumunda ultrason rehberliğinde prostat bezinden özel iğnelerle parça alınması işlemi gerçekleştiriliyor.  “GEREKSİZ BİYOPSİYE DE KANSERİ TEŞHİS EDEMEMEYE DE SON” PSA düzeyinde artışın prostat kanseri dışındaki bazı sebeplere de bağlı olabilmesi sebebiyle rutin PSA taraması pek çok gereksiz biyopsiye yol açmaktadır. Yukarıda sözü edilen uygulama hali hazırda prostat kanseri tanısı için kullanılan tek yöntem olarak kabul edilmekle birlikte bazı önemli dezavantajları nedeniyle yöntemin yararlığı sınırlıdır. Her şeyden önce vücuttaki diğer organlardan yapılan parça alma işleminden farklı olarak bezin hangi kısmının anormal olduğu dikkate alınmadan, işlem adeta ‘kör’ olarak yapılmaktadır. Bunun en önemli sebebi halihazırda kullanılan ultrason cihazlarının kanserli dokuyu göstermedeki yetersizliğidir.  Bu ise önemli oranda hastada, kanserli doku bulunmasına rağmen sonucun yanlışlıkla normal olarak gelmesine neden olabilmektedir.  Önemli bir sorun da biyopsi ile kanser tanısı elde edilmemesine rağmen anormal olarak yüksek kalan veya yükselmeye devam eden PSA değerleri nedeniyle prostat kanseri şüphesinin devam ettiği çok sayıda hastada biyopsinin tekrar edilmesi zorunluluğudur.  Bu ise hem tanısal bakımdan belirsizliklere neden olmakta hem de sosyal güvenlik sistemine ciddi bir ek maliyet getirmektedir.  

 

YENİ YÖNTEMİN ÖZELLİKLERİ Son dönemde geliştirilen bir teknikle ‘körleme’ parça alma yerine işlemin prostat bezi içerisinde saptanan şüpheli bölgelerden ‘hedef gözeterek’ yapılması esas alınmaktadır.  Burada, hastanın önce ‘multiparametrik MR’ adı verilen yeni bir teknikle MR’ı çekiliyor. Elde edilen görüntülerin özel yazılımlarla değerlendirilmesi sonucunda prostat bezinde kanser şüphesi yüksek alanlar belirleniyor. Burada çok önemli bir konu da prostat kanserinin her tipinin tedavi gerektiriyor olmaması. Özellikle belli kanser tipleri tedavi edilmeyip sadece kontrollerle yetinilse bile hastaya önemli bir zarar vermiyor. Ancak halihazırda yapılan uygulama ile herhangi bir hastadaki kanser türünün hangisi olduğunu belirlemek mümkün olmayabiliyor. Bu nedenle bir çok hastaya gereksiz ameliyatları da kapsayan uygun olmayan tedavi yöntemlerinin uygulandığını söyleyebiliriz. Daha önce bahsettiğim MR çekimi sayesinde hangi kanserlerin daha ölümcül olup mutlaka tedavi edilmesi gerektiğini saptamak mümkün olabiliyor. Tümörün yerini tam olarak belirleyebilen yöntem sayesinde ultrason eşliğinde rastgele alınan çok sayıda parça yerine 1-2 örnek alınması bile yeterli olabilmekte. Ayrıca MR ile kanserin görüntülenmesinde sağlanan başarı sayesinde MR çekimiyle prostatında anormal bulgu saptanmayan hastalarda biyopsi yapılması gerekliliği ortadan kalkabiliyor. FÜZYON TEKNİĞİ NEDİR? Teknik, MR çekimiyle elde edilen bilgilerin özel bir cihaz yardımıyla parça alma işleminde kullanılan ultrason cihazının ortaya koyduğu görüntüyle üç boyutlu olarak birleştirilmesi esasına dayanmaktadır. DEFALARCA BİYOPSİYE SON

Tekniğin halihazırda kullanılan parça alma tekniğine göre en önemli avantajı  MR’da saptanan özellikle küçük boyutlu kanserlerin ultrason görüntüsünde nereye karşılık geldiğinin tam olarak belirleyebilmesi ve iğnenin tam olarak bu bölgeye ‘denk getirilmesini’ sağlamasıdır. Füzyon tekniği sayesinde doğru yerden parça aldığımızdan emin olabiliyoruz. Böylece halihazırda kullanılan yöntemlerin en önemli dezavantajı olarak bilinen defalarca biyopsi yapma zorunluluğu ortadan kalkıyor ve hastaya daha erken dönemde tanı konmuş oluyor. Aynı şekilde problemli bölgeyi ‘görerek’ parça alındığı için toplamda daha az parça almış oluyoruz, bu da beraberinde işlemi hastalar açısından daha konforlu hale getiriyor ve komplikasyon olasılığı azalıyor. Tekniğin diğer diğer önemli bir avantajı ise daha önce bahsettiğim MR çekimi ve sonrasındaki parça alma işlemi ile hastaya zarar vermeyeceği düşünülen tipte kanser saptanmasına bağlı olarak takibe alınan hastaların takiplerinde kanserin davranış değiştirip değiştirmediğinin doğru olarak belirlenmesini sağlaması. AMERİKA’DA BİLE SADECE 50 MERKEZDE VAR! A.B.D.’de 50 civarında merkezde söz konusu yöntem prostat kanseri tanısı amacıyla kullanılıyor. Batı Avrupa’da belli başlı büyük merkezlerde de kullanıma girmiş durumda. Türkiye’de ise ilk kez Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde başladık.

Bir cevap bırakın