Kalp çarpıntıları hayati risk taşımıyor!

Kalp çarpıntıları hayati risk taşımıyor!

Kalp çarpıntıları hayati risk taşımıyor Kalp çarpıntılarının çoğu endişe verse de gerçekte hayati risk taşımıyor. PaylaşTweetlePaylaşGönderYorum Yap 27 Kasım 2015 14:54

Medicana Konya Hastanesi doktorlarından Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Erdem Diker, kalbin tüm gün yorulmak bilmez şekilde çalıştığını ifade ederek, “Kalp ne zaman teklemeye başlarsa o zaman bir şeylerin ters gittiğini fark eder, endişeye kapılırız. Normalde hiç farkında olmadığımız kalp atımlarını fark eder hale gelmek bile başlı başına bir endişe kaynağıdır. Peki, gerçekten her zaman endişe duymamız gereken bir durum var mıdır? Bu sorunun cevabını verebilmek için, günün birinde neden kalp atımlarını hissetmeye başladığımızı veya başka bir ifade ile çarpıntı hissettiğimiz konusunu biraz açmak gerekir” dedi.
Ani korku, endişe, heyecan durumlarının en sık görülen nedenler olduğunu anlatan Diker, şöyle konuştu: “Ancak insanlar çok çeşitli nedenlerle kalp atımları hissedip, rahatsızlık, yani çarpıntı duyabilir. Ani korku, endişe, heyecan durumları en sık görülen nedenlerdir. Tamamen normal yanıt olan böyle durumlarda hızla kana karışan bir hormon olan adrenalin etkisi ile kalp hızlanır ve daha güçlü kasılmaya başlar. Sonuçta kişi kalbinin küt küt attığını hisseder. Böyle anlarda sebep sonuç ilişkisi çok açık olduğundan kişi bir hastalık olarak çarpıntıdan yakınmaz. Ama her zaman sebep sonuç ilişkisi kişinin zihninde bu kadar net olmayabilir. Kronik kaygı (anksiyete) durumlarında, hamilelikte, kansızlıkta (anemi), tiroid bezinin fazla çalıştığı durumlarda (hipertroidi) kalp hızlı ve güçlü çalışıp, çarpıntı yakınmasının oluşmasına neden olabilir. Bütün bu olaylar kalbin ruhsal veya fiziksel strese normal yanıtı şeklindendir ve kalbin kendi bozukluğu ile ilişkili değildir.”

“KALP KÖKENLİ ÇARPINTILARIN PEK ÇOĞU CİDDİ BİR KALP HASTALIĞI ANLAMINA GELMEZ VEYA CİDDİ BİR KALP HASTALIĞININ HABERCİSİ DEĞİLDİR”
Bahsedilen konuların kalp dışı nedenlerden oluşan çarpıntılar olduğunu belirten Erdem Diker, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bizim için önemli olan birincil olarak kalp hastalığı nedeniyle olan çarpıntılardır. Neyse kalp kökenli çarpıntıların da pek çoğu ciddi bir kalp hastalığı anlamına gelmez veya ciddi bir kalp hastalığının habercisi değildir. Kalp kökenli çarpıntılar çok farklı nedenle oluşabilir ve çok farklı şekillerde ortaya çıkabilir.”
Hastaların tekleme, arada kalp durması, mideden yukarıya gelen atma, göğüs içinde kuş çırpınması, kalbin güm güm çarpmaya başlaması gibi çok değişik şekillerde çarpıntı yakınmasını ifade ettiğini anlatan Diker, sözlerini şöyle tamamladı: “Gerçekten de bu yakınmalardaki zenginlik gibi çarpıntı tiplerinde de çeşitlilik vardır. Yakınmanın şekli ne olursa olsun bu yakınmayı yaşayan kişiyi çok endişelendirdiği, korkuttuğu, yorduğu çok aşikardır. Sonuçta bir şeyler ters gitmektedir ve konu kalp olunca akla hemen ölüm gelir. Hekimler olarak yapmamız gereken hastanın yakınmalarını dinlemek, çarpıntının nedenini, tipini bulmaya çalışmak, hastanın buna göre riskini belirlemek ve tabi ki hastayı bu rahatsız edici yakınmadan kurtarmaya çalışmaktır. Elimizde birçok tanı aracılığı ile öncelikle çarpıntı nedenini bulup, tipini ayırt etmeye çalışırız. Bu her zaman kolay bir süreç değildir. Ayda bir kez çarpıntım oluyor diyen bir kimsede tam çarpıntı anına olan değişiklikleri, yakınmanın olmadığı herhangi bir anda tespit etmek çok kolay değildir. Bu nedenle hasta ve hekimin bir tanı ve tedavi yolculuğuna çıkmaya karar vermesi gerekir. Sürecin bir ilaç vereyim her şey düzelsinden daha uzun ve karmaşık olabileceği anlatılmalıdır. Çarpıntıların çoğunun büyük endişe verebileceği, ama gerçekte hayati risk taşımayabileceği konusunda hastalar bilgilendirilmelidir. Tanı yolculuğunun sonunda hasta ile tedavi seçenekleri tartışılmaya başlanır. Günümüzde kişilerdeki çarpıntı durumda ne olup bittiğini, yani tanısını hemen koymak ve bazı çarpıntı türlerinde bu yakınmanın kökünü kazımak için bir takım teknolojik imkanlar vardır.” 

Bir cevap bırakın