Grip salgını ile kuru hava arasındaki bağ ne?

Grip salgını ile kuru hava arasındaki bağ ne?

David Robson / BBC Future

Gribin bir salgın dönemi vardır. Yakın zaman öncesine kadar kimse bu hastalığın neden kış aylarında yayıldığını bilmiyordu. Sorunun cevabı virüsün bulaşma yollarıyla ilgili.

Hava sıcaklığı düşer düşmez grip sezonu da başlar. Önce boğazda bir rende yutmuşluk duygusu, ardından ateş ve kol ve bacaklarda bir haftadan fazla süren ağrı ve sızı hissedilir. İşte bu griptir.

Bu kadar çok insanı etkileyen ve ne zaman vuracağı belli olan bir hastalığın neden soğuk havada yayıldığı konusunda bilim insanlarının pek fikir sahibi olmaması inanılır gibi değil. Fakat son beş yılda bu sorunun cevabı bulundu. Her şey hapşırma sonucu çıkan virüslerin havada varlığını koruması ile açıklanıyor.

Dünyada her yıl beş milyon kişi gribe yakalanıyor ve bu vakaların 250 bini ölümle sonuçlanıyor. Grip virüsü öyle çabuk değişim geçiriyor ki bir sonraki sezonun virüs türüne vücudun hazırlanmaya zamanı olmuyor. Bristol Üniversitesi’nden Jane Metz “Vücudumuzdaki antikorlar yeni virüsü tanımadığı için bağışıklığımızı kaybediyoruz” diyor. Bu aynı zamanda etkili bir aşının geliştirilmesini de zorlaştırıyor.

Eski teoriler

Gribin neden kışın ortaya çıkıp yazın kaybolduğunu anlarsak yayılmasını da önleyecek tedbirler alınabilir. Daha önceki teoriler insan davranışına işaret ediyordu. Kışın kapalı ortamlarda daha uzun zaman geçirdiğimiz için virüsü taşıyan insanlarla daha fazla yüz yüze gelerek hastalığın bulaşma riskinin arttığı ifade ediliyor. Kışın toplu taşıtları daha fazla kullandığımız için kapalı ortamdaki hasta yolcuların öksürük ve hapşırmaları sonucu saçılan virüslere maruz kalırız.

Bir diğer yaygın teori ise fizyolojimizle ilgili. Soğuk hava vücudumuzun enfeksiyona karşı direncini zayıflatır. Kışın kısa günlerinde fazla gün ışığı görmediğimiz için D vitamini eksikliği vücudumuzu zayıf düşürür. Ayrıca soğuk hava soluduğumuzda vücudumuzun ısı kaybetmemesi için burnumuzdaki damarlar büzüşür. Bu ise mikroplara karşı savaşan akyuvarların mukus zarlarına ulaşıp soluduğumuz virüsleri öldürmesine engel olur. Böylece virüsler savunma mekanizmamızı aşmış olur. Saçlarımız ıslakken dışarı çıktığımızda soğuk alma ihtimalinin artması da buna bağlı olabilir.

Her şey havada saklı

Bu faktörler virüs bulaşmasında etkili olsa da her yıl grip sezonunun belli bir dönemde başlamasını tümüyle açıklamıyor. Bunun cevabı soluduğumuz havada saklı olabilir. Termodinamik kurallarına göre, soğuk hava daha az nem taşıyabilir. Belli bir noktada bu nem yoğunlaşıp yağmur olarak düşer. Kışın daha yağışlı olsa da havanın kendisi nem kaybından dolayı daha kurudur. Son yıllardaki araştırmalar, bu kuru hava koşullarının grip virüsü için çok ideal ortam oluşturduğunu gösteriyor.

Laboratuarda yapılan deneylerde gribin denek fareleri arasında yayılması incelendi. Nemli havada salgının ivme kazanma koşulları oluşmuyor, fakat kuru havada orman yangını gibi yayılıyor. Son 30 yılın hava raporlarını sağlık kayıtları ile karşılaştırdığında Columbia Üniversitesi’nden Jeffrey Shaman grip salgınlarının havada nem oranının düştüğü dönemlerde baş gösterdiğini tespit etti. Öyle ki her ikisindeki iniş ve çıkışlar neredeyse tümüyle örtüşüyordu.

Nemli havanın insanı korumak bir yana hasta ettiği yönündeki genel kanıya aykırı bu durumu anlamak için hapşırık ve öksürüğün dinamiklerini anlamak gerekiyor. Hasta iken öksürdüğümüzde ağız ve burnumuzdan dışarıya nem ve onunla birlikte bazı parçacıklar çıkar. Nemli havada bu parçacıklar göreceli olarak büyük kalmaya devam eder ve yere düşer. Fakat kuru havada daha küçük parçalara ayrılırlar. Bu şekilde havada saatlerce, hatta günlerce asılı kalabilirler. Yani kışın soluduğumuzda daha önce o kapalı ortama girmiş insanların bıraktığı birçok ölü hücreyi, mukus ve virüsleri de solumuş oluruz.

Havadaki nem belki de virüsün yüzeyini deforme ederek onu zararsız kılar; fakat kuru havada saatlerce aktif kalabilir ve solunduğunda boğazımızdaki hücrelere yerleşerek bizi hasta edebilir.

Havayı nemlendirmek

Ancak bu genel kuralın da istisnaları var. Uçaktaki hava genel olarak daha kuru olmakla birlikte gribe yakalanma riskinin daha yüksek olmadığı görülüyor. Bunun nedeni, virüsler ortalıkta dolaşmadan uçaktaki klima sisteminin bunları filtrelemesi olabilir. Avrupa ve Kuzey Amerika’nın ılıman bölgelerinde kuru havanın grip virüsünün yayılmasını tetiklese de bazı zıt sonuçlar bu mikropların tropik bölgelerde daha farklı davrandığına işaret ediyor. Tropik iklimin sıcak ve yağışlı ortamında virüs, kapalı odada daha fazla yüzeye yapışabilir. Havada fazla kalmasa da dokunulan her şeyden elimize bulaşıp ağza girince hastalıklara yol açabilir.

Fakat bu bulgular en azından kuzey yarıkürede virüslerin hala havadayken öldürülmesinin basit bir yöntemini bulmamızı sağlayabilir. ABD’de yapılan bir deneyde, bir okulda günde bir saat nem aygıtı kullanılmasının havadaki virüslerin yüzde 30’unu öldürdüğü görüldü. Hastane bekleme odaları ve toplu taşıtlar gibi insanların toplu halde bulunduğu ortamlarda da aynı yöntem büyük salgınları önlemede önemli olabilir.

Fakat uzmanlar nemin grip virüslerini yok ederken küf mantarlarının çoğalmasına neden olacağını belirterek nem aygıtlarının dikkatli ve ölçülü kullanılması konusunda uyarıda bulunuyor.

Nem aygıtı kullanmanın ek bir savunma yöntemi olacağı, gripten korunmanın en iyi yolunun ise hala aşıdan ve hijyen kurallarına uymaktan geçtiği vurgulanıyor.

Bu makalenin İngilizce aslını BBC Future’da okuyabilirsiniz.

Dergideki diğer makalelere buradan ulaşabilirsiniz.

Bir cevap bırakın